6-7 Ekim 2026’da Suudi Arabistan’da Riyad ve Abha havalimanlarına yönelik saldırılar, seyahat sektöründe önemli bir soruyu yeniden gündeme getirdi: Türkiye’de yıllardır sorumluluk üstlenen yerli seyahat acentelerinin karşısına, aynı sorumluluğu taşımayan küresel platformları aynı şartlarda mı koyacağız?
Dijitalden rezervasyon yapmak kolay. Asıl mesele, kriz çıktığında yolcunun yanında kimin olduğudur.
6-7 Ekim’de yaşanan güvenlik gelişmeleri hava trafiğini de etkiledi. Türkiye’den Riyad’a giden bazı uçuşlar güvenlik gerekçesiyle İstanbul’a geri döndü.
O gece seyahat acenteleri için mesai bitmedi; tam tersine, asıl mesai başladı.
Telefonlar çaldı. Yolcular acentelerini aradı. Uçuşlar yeniden değerlendirildi, alternatif seferler araştırıldı, otel ve transfer planları gözden geçirildi. Hava yollarıyla görüşüldü, yeni rotalar oluşturuldu.
Çünkü yerli ve milli seyahat acentesi için hizmet, rezervasyonun tamamlanmasıyla bitmiyor.
Acentenin gerçek değeri, kriz anında ortaya çıkıyor.
Tam da bu noktada, TBMM gündeminde görüşülen Yabancı Dijital Konaklama Platformları Kanunu Teklifi üzerine sektörün daha geniş bir perspektiften düşünmesi gerekiyor.
Dijital platformların Türkiye’de faaliyet göstermesi ve turizm ekosistemine katkı sunması elbette önemli. Ancak konu yalnızca platformların nasıl faaliyet göstereceği değil; aynı pazarda yer alan aktörlerin hangi sorumlulukları taşıyacağı olmalıdır.
Türkiye’de faaliyet gösteren yerli seyahat acenteleri; vergi, mevzuat, tüketici hakları ve mesleki yükümlülüklerin yanı sıra kriz anında yolcusuna karşı da sorumluluk üstleniyor.
O halde temel ilke açık olmalı:
Aynı pazarda rekabet eden herkes için eşit şartlar ve eşit sorumluluklar.
Dijital platform Türkiye’de turizm hizmeti sunuyorsa, Türkiye’deki müşterisine karşı ulaşılabilir olmalı; tüketiciye, mevzuata ve kriz yönetimine ilişkin sorumlulukları da açık biçimde tanımlanmalıdır.
Çünkü mesele dijital platformlara karşı olmak değil; mesele, yerli acentenin yıllardır taşıdığı sorumluluğun rekabet ettiği tüm aktörler açısından da karşılığının olmasıdır.
Dijitalleşelim. Rekabeti güçlendirelim. Yeni iş modellerini destekleyelim.
Ama bunu, yerli ve milli seyahat acentelerinin emeğini ve sorumluluğunu değersizleştirmeden; herkes için eşit kuralların geçerli olduğu adil bir rekabet ortamında yapalım.
Çünkü turizm yalnızca rezervasyon değildir.
Turizm, kriz anında da insanın yanında olabilmektir.
6-7 Ekim gecesinde yolcunun telefonu çaldığında, telefonun diğer ucunda yine yerli seyahat acentesi vardı.
Şimdi sorulması gereken soru çok net:
Kriz gecesinde yolcunun yanında kim vardı?
Ve yeni düzenlemeler yapılırken daha da önemlisi:
Aynı pazarda faaliyet gösteren herkes aynı sorumluluğu üstlenecek mi?
Oya Ebru Küçükel
Ebitur Kurucusu & CEO
