PERİBACALARININ GÖLGESİNDEN GÖKYÜZÜNE UZANAN İLHAM VERİCİ BİR YOLCULUK: KAPADOKYA

PERİBACALARININ GÖLGESİNDEN GÖKYÜZÜNE UZANAN İLHAM VERİCİ BİR YOLCULUK: KAPADOKYA

Peribacalarının göğe uzandığı, taşın zamanla dans ederek şekil aldığı bir coğrafya: Kapadokya.

60 milyon yıl önce başlayan jeolojik sürecin, yanardağların tüfleriyle sanat eserine dönüştüğü, doğanın sabırla şekillendirdiği bu büyülü bölge; yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın da en özel destinasyonları arasında yer alıyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan Kapadokya, tarihi yeraltı şehirleri, fresklerle bezeli kaya kiliseleri ve sıcak hava balonlarının gökyüzünü renklendirdiği manzaralarıyla her yıl milyonlarca turisti ağırlıyor.

Doğal oluşumları kadar kültürel zenginliğiyle de öne çıkan bu eşsiz bölge, turizmin dört mevsim sürdüğü nadir destinasyonlardan biri. Bu sayımızda, hem turistlerin hem de turizmcilerin ilgi odağında olan Kapadokya’yı anlatmak istedik. Haydi gelin, birlikte Kapadokya’da keyifli bir gezintiye çıkalım…

Kapadokya özel bir bölge, gördüğünüz ilk anda manzara sizi etkisi altına alıyor. Bu seyir deneyimini özel kılan şeylerden biri de manzaranın farklı açılardan sürekli yeni bir yüzle karşınıza çıkması. Aynı vadiye farklı bir noktadan bakınca bambaşka bir detay yakalayabiliyorsunuz.


PERİBACALARININ GÖLGESİNDEN GÖKYÜZÜNE UZANAN İLHAM VERİCİ BİR YOLCULUK: KAPADOKYA

Mevsimlerin Renkleriyle Şekillenen Bir Masal

İlkbahar aylarında krem rengi vadilerin arasında beliren yeşil tonları, yamaçları adeta canlandırıyor. Bu mevsimde Kapadokya’da iki rengin dansını doyasıya izleyebilirsiniz. Yaz aylarında manzara biraz daha sararıyor, gündoğumu turlarıyla gün ışığının vadilere düşüşü yaz rüzgarıyla birlikte insana enerji veriyor.

Sonbaharda ise bölgeye bambaşka bir sakinlik hakim oluyor. Kızıl, turuncu ve kehribar tonları Göreme’nin, Zelve’nin, Uçhisar’ın kayalıklarında bir filtrenin içinde olduğunuzu hissettiriyor. Sararan yapraklarla yumuşayan atmosfer ve müthiş ışık, fotoğraf meraklıları için tam bir açık hava stüdyosuna dönüşüyor.

Kış aylarında her şey değişiyor. Yuvarlak hatlı kayaların üzerine saten bir örtü düşüyor ve manzara gerçeküstü bir hal alıyor. Kapadokya’da her mevsim aynı manzaraya baksanız bile hissettirdiğiniz şey farklı oluyor.

PERİBACALARININ GÖLGESİNDEN GÖKYÜZÜNE UZANAN İLHAM VERİCİ BİR YOLCULUK: KAPADOKYA

Taşın Hafızası: Binlerce Yıllık Sessiz Tanıklar

Kapadokya yalnızca doğanın değil, insanın da sabrıyla şekillenmiş bir bölge. Yumuşak tüf kayalarının içine oyulan yeraltı şehirleri, binlerce yıl öncesine uzanan bir yaşam izini günümüze taşıyor.

Bölgede bilinen en eski yerleşim izleri, M.Ö. 5000’li yıllara kadar gidiyor. Hititler döneminde önemli bir merkez haline gelen Kapadokya, M.Ö. 2. binyılda ticaret yolları üzerinde stratejik bir rol oynuyor. Ardından Asurlular, Frigler, Persler ve Romalılar gibi pek çok uygarlık bu topraklarda iz bırakıyor. Özellikle Hristiyanlığın ilk yüzyıllarında Kapadokya, Roma zulmünden kaçan topluluklara güvenli bir sığınak sunuyor. Kayalara oyulan kiliseler, manastırlar ve yaşam alanları bu dönemin sessiz tanıkları.

Bugün bu mağaralara adım attığınızda, sadece soğuk taş duvarlara değil, insanlık tarihinin en derin izlerine dokunmuş oluyorsunuz. Her bir taş, bir hikâyeyi fısıldıyor. Ve siz, bu hikâyeyi yalnızca izlemiyor, bir parçası oluyorsunuz.

Kapadokya’nın en etkileyici yerlerinden biri, Derinkuyu Yeraltı Şehri. Yaklaşık 85 metre derinliğe inen bu devasa yapı, binlerce insanın aylarca dışarı çıkmadan yaşayabileceği şekilde planlanmış. Havalandırma bacaları, su kuyuları, erzak depoları, hatta şarap üretim alanlarıyla adeta yerin altında gizli bir şehir. Rivayetlere göre, bu şehir sadece savaş ya da saldırı anında değil, aynı zamanda gökyüzünden gelen bilinmeyen tehditlerden korunmak için de inşa edilmiş. Bazı teoriler, bu derinliklerin antik halklar tarafından “kötülüklerden” ya da “tanrıların gazabından” saklanmak amacıyla yapıldığını öne sürüyor. Gerçek nedeni bilinmese de, bu dev yapıların muazzam bir plan ve ileri mühendislikle inşa edilmiş olması hâlâ hayranlık uyandırıyor.

PERİBACALARININ GÖLGESİNDEN GÖKYÜZÜNE UZANAN İLHAM VERİCİ BİR YOLCULUK: KAPADOKYA

Gökyüzünde Başlayan Bir Gün

Kapadokya’nın doğal konforu ve kaliteli turizm tesislerinin iş birliği ile; kayadan oyma, doğal klimalı bir odada sabaha karşı uyanıyorsunuz. Mevsim yazsa, taş duvarlar gecenin serinliğini saklıyor. Mevsim kışsa tersine dönüyor; sıcak havayı muhafaza eden kayalar, insanlık tarihinin köklerinden gelen ‘güvende olma’ hissini yaşatıyor.

Gün doğumunun sessizliğine, balon ekiplerinin tatlı bir telaşı ekleniyor. Buna uygun bir yerde konaklıyorsanız, pembeye çalan gökyüzünde balonların havalanışını izleyebilirsiniz. Kapadokya’da bir gün böyle başlıyor.

Balon turu, Kapadokya’yı keşfetmenin en büyüleyici yollarından biri. Aşağıda kızıl tonlara bürünen vadiler, peribacaları ve bağlar, yukarıdaysa tam bir sükûnet. Süzülerek vadi içinde ilerlerken, bazen bir peribacasının hizasına kadar alçalıyorsunuz, bazen gökyüzündeki onlarca balonla birlikte yavaşça yükseliyorsunuz. Gün doğumunun pastel renkleri Kapadokya’nın siluetine karışırken, yaşadığınız an bir masal sahnesini andırıyor.

Tur sonrası çoğu otelin sunduğu geleneksel kahvaltı masası, bu büyülü sabahı tamamlayan lezzetli bir mola. Yerel peynirler, ev yapımı reçeller, sıcak bazlama ve köy yumurtası; Kapadokya’da güne başlamanın bir başka güzel yolu.

Günün ilerleyen saatlerinde, vadilerde yürüyüşe çıkabilir, atlı ya da ATV turlarına katılarak kızıl toprakların rüzgarını hissedebilirsiniz. Avanos’ta çömlek atölyelerine uğrayıp kendi seramiğinizi yapmak da güzel bir alternatif.

Fakat Kapadokya’da yapılacaklar bitmiyor. Açık Hava Müzesi, fresklerle süslü kaya kiliseleriyle Hristiyan sanatının izini sürmek isteyenler için eşsiz bir durak. Paşabağ ve Zelve Vadisi’nde ise peribacaları arasında geçmişin izlerini keşfedebilirsiniz.


PERİBACALARININ GÖLGESİNDEN GÖKYÜZÜNE UZANAN İLHAM VERİCİ BİR YOLCULUK: KAPADOKYA


Testi Kebabından Üzüm Bağlarına: Kapadokya’da Gastronomi

2025 yılı, Kapadokya gastronomisi için bir dönüm noktası oldu. Bölge, 4 Aralık 2025’te açıklanan MICHELIN seçkisine dahil edildi. Kayakapi Premium Caves - Cappadocia bünyesinde yer alan Revithia Kapadokya’da ilk “MICHELIN Yıldızı”nı parlattı. Babayan Evi ise Yeşil Yıldız alarak başarısını tescilledi. Ayrıca bölgede tavsiye listesine giren ve Bib Gourmand ödülü alan çok başarılı işletmeler bulunuyor.

Kapadokya’nın her özelliği adeta birbirinden ilham alıyor; bölgenin gastronomisi binlerce yıllık kültürü bu kez damağımızla deneyimlememizi sağlıyor.

Taş fırınlarda ağır ağır pişen testi kebabı; kuzu eti, sebzeler ve özel baharatlarla hazırlanıyor ve sofraya adeta bir ritüelle geliyor. Yerel restoranlar ve bazı otel restoranları geleneksel tarifleri modern sunumlarla buluşturarak misafirlerine hem görsel hem de lezzet açısından zengin, özgün bir gastronomi yolculuğu sunuyor. Avanos, Ürgüp ve Göreme’de yöresel mutfağa odaklanan birçok lokanta, taş duvarlı otantik mekânlarda harika tarifler uyguluyor.

Bu lezzetleri MICHELIN müfettişlerinin keşfetmemesi mümkün değildi. Kapadokya, uluslararası gastronomi rotalarında daha görünür bir konuma yerleşti. Seçkide yer alan restoranlar, bölgenin mutfak kültürünün yalnızca yerel değil, küresel ölçekte de ilgi gördüğünü ortaya koydu. Bölgedeki restoranları ve işletmeleri, bu önemli eşikte gösterdikleri emek ve istikrar için ayrıca tebrik etmek gerekiyor.


PERİBACALARININ GÖLGESİNDEN GÖKYÜZÜNE UZANAN İLHAM VERİCİ BİR YOLCULUK: KAPADOKYA


Bağcılığın Ataları, Şarap Turizminin Profesyonelleri

Kapadokya, yalnızca vadileriyle değil, binlerce yıllık bağcılık geleneğiyle de büyülüyor. Bölgede şarap üretiminin tarihi Hititler’e, yani M.Ö. 2. binyıla kadar uzanıyor. Volkanik toprağın mineralli yapısı ve gündüz-gece sıcaklık farkı, üzüm yetiştiriciliği için ideal koşulları sağlıyor. Bu özellikler, Kapadokya şaraplarının karakteristik aromasını ve derinliğini oluşturuyor.

Kökleri Osmanlı dönemine dayanan şarap üreticileri, yerel üzümlerden bölgeye özgü tatlar sunuyor. Şarap tadımı yapmak isteyen ziyaretçiler için butik otellerin çoğu kendi mahzenlerini barındırıyor; ayrıca bazı restoranlar menülerinde özel eşleştirmelere yer veriyor.

Bölgedeki bazı bağ evleri, yalnızca tadım değil aynı zamanda üretim süreçlerine dair bilgi almak isteyenler için de turlar düzenliyor. Bence bu turlar, Kapadokya’nın her ayrıntısıyla turizme kucak açtığını kanıtlıyor.

Yerel halkın çoğu turizmin bir parçası olarak hizmet veriyor ya da vermiş. Dolayısıyla turizm konusunda oldukça bilinçli davranıyorlar. Bölge, son zamanlarda özel zincir otellerden de çeşitli yatırımlar almaya devam ediyor. 2024 yılında Kapadokya’yı 4 buçuk milyon turist ziyaret etti. 2025 yılının ilk 5 ayında ise bölge 1,6 milyon turisti ağırladı. Sadece Göreme Ören Yeri, 2025’in ilk 8 ayında 767 bin ziyaretçi ağırladı.

Bu büyüleyici turizm destinasyonu Türkiye’nin çeşitliliğini, fırsatlarını ve uçtan uca bir turizm ülkesi olduğunu bize tekrar hatırlatıyor. Kapadokya’da akşam saatlerinde Uçhisar Kalesi’nin zirvesinden manzarayı kuşbakışı izlemek ya da vadilere karşı kurulan sofralarda, yerel bir kırmızı şarap eşliğinde gün batımının keyfini çıkarmak günün sonunda unutulmaz bir vedaya dönüşüyor.

Bu yazı GM Turizm ve Yönetim Dergisi'nin 170. sayısında yer almaktadır. Derginin tamamını görmek için tıklayın.

PERİBACALARININ GÖLGESİNDEN GÖKYÜZÜNE UZANAN İLHAM VERİCİ BİR YOLCULUK: KAPADOKYA

Etiketler