RECEP YAVUZ | ANTALYA’NIN TURİZM GERÇEĞİ: GÜÇLÜ AMA SINIRLI BİR HİKÂYE

Dünya turizmi her yıl milyarlarca insanın hareket ettiği dev bir ekonomi. Çin’den Amerika’ya, Almanya’dan İngiltere’ye kadar uzanan bu büyük pazarlar, küresel turizmin ana damarını oluşturuyor. Ancak bu dev pastadan pay almak, her destinasyon için aynı ölçüde mümkün değil.
Dünyanın en çok turist gönderen ülkelerine bir göz atalım:
Çin 150-170 milyon
Almanya 90-110 milyon
Amerika Birleşik Devletleri 80-100 milyon
İngiltere 90-100 milyon
Fransa 30-40 milyon
Güney Kore 35-40 milyon
Kanada 30-36 milyon
Japonya 20-30 milyon
İtalya 30 milyon
İspanya 20-25 milyon
Hollanda 20-25 milyon
Avustralya 10-15 milyon
Rusya 15-25 milyon
Belçika 15-20 milyon
İsviçre 15-18 milyon
Buradaki potansiyel yaklaşık 800 milyon. Dünya genelinde 1,5 milyar insan seyahat ettiğine göre yarısından fazlası bu ülke vatandaşları. Dünyanın en çok turist ağırlayan 6. Destinasyonu Antalya’ya bu büyük pastadan düşen paya da bir göz atalım:
Antalya bu noktada ilginç bir resim sunuyor. Antalya, aslında sandığımız kadar geniş bir coğrafyadan da beslenmiyor. Aksine, turizmin omurgasını oluşturan pazarlar oldukça sınırlı. Rusya, Almanya, İngiltere, Hollanda ve Polonya… Son birkaç yıldır Antalya’nın hikâyesi büyük ölçüde bu birkaç ülkeye dayanıyor. Öyle ki, bu ülkeler tek başına yılda 10 milyonun üzerinde turisti Antalya’ya gönderiyorlar.
Bu durum bir başarı mı, yoksa bir risk mi? Bilemedim. Belki de her ikisi de.
Bir yandan bakıldığında Antalya, belirli pazarlarda son derece güçlü bir marka haline gelmiş durumda. Özellikle “her şey dahil” sistemi ile Rus ve Avrupa pazarında rakipsiz sayılabilecek bir konumda. Tatilini planlayan milyonlarca insan için Antalya hâlâ güvenli, konforlu ve ekonomik bir seçenek.
Ancak madalyonun diğer yüzü de var.
Dünya turizminin en büyük oyuncularına baktığımızda tablo değişiyor. Çin yılda 150 milyondan fazla turist üretirken, Amerika 100 milyona yaklaşan bir seyahat hacmine sahip. Buna rağmen Antalya sokaklrında bu ülke vatandaşlarını görmek neredeyse imkansız. Aynı şekilde Fransa, İtalya ve İspanya gibi Akdeniz ülkeleri için de Antalya ilk tercih değil. Bu ülkeler Türkiye’ye geliyor, ama rotalarını çoğunlukla İstanbul ve Kapadokya gibi destinasyonlara çeviriyorlar
Benim turizme başladığım 90 lı yıllarda Kemer buram buram Fransız kokuyordu. Fransız turistlerin yoğun ilgi gösterdiği Antalya’nın bugün bu pazarda geri planda kalması da ayrıca düşündürücü. Hele İskandinavya neredeyse buharlaştı.
Daha da ilginci, uzak pazarlar…
Az da olsa Güney Kore, Japonya ya da Avustralya gibi ülkelerden Türkiye’ye gelen turistler var, ancak bu turistlerin büyük bölümü Antalya’yı değil, kültür ve tarih odaklı rotaları tercih ediyor. Bu da Antalya’nın ürün çeşitliliği konusunda hâlâ belirli bir kalıbın içinde sıkıştığını gösteriyor.
Buna karşılık son yıllarda dikkat çeken olumlu bir gelişme var: Doğu Avrupa’nın yükselişi:
Son yıllarda Polonya, Romanya, Macaristan ve Ukrayna gibi ülkeler için Antalya adeta vazgeçilmez bir destinasyon haline gelmiş durumda. Daha uygun fiyatlar, kısa uçuş süreleri ve her şey dahil sisteminin sunduğu konfor, bu pazarları Antalya’ya hızla yaklaştırıyor. Üstelik bu ülkeler, Batı Avrupa’ya göre krizlere karşı daha dirençli bir yapı sergiliyor. Kaybetmemek lazım.
Peki sonuç ne?
Antalya bugün tabii ki çok güçlü bir destinasyon. Ancak bu güç, geniş bir çeşitlilikten değil, belirli pazarlardaki derinleşmeden geliyor. Bu da beraberinde kırılgan bir yapı oluşturuyor.
Turizmin geleceğinde asıl mesele şu olacak:
Antalya mevcut güçlü pazarlarını korurken, yeni ve büyük pazarlara açılabilecek mi?
Eğer bu soruya güçlü bir “evet” verilemezse, Antalya’nın hikâyesi büyümeye devam etse bile, hep aynı çemberin içinde dönüp duracaktır.
Antalya Kent Konseyi Turizm Çalışma Grubu Başkanı ve NBK Touristic Genel Müdürü
Recep Yavuz