GM Turizm ve Yönetim Dergisi olarak Gazeteci, Yazar, Sunucu, Wellness ve Yoga Eğitmeni Ece Vahapoğlu ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Ece Vahapoğlu ile iyi yaşam anlayışının konaklama deneyimine etkisini, değişen misafir beklentilerini ve Türkiye’nin wellness turizmindeki potansiyelini konuştuk.
Gazetecilik, sunuculuk, yazarlık ve yoga eğitmenliği gibi farklı alanları bir arada yürütüyorsunuz. Bugün kendinizi en çok hangi yönünüzle tanımlıyorsunuz?
Kendimi en çok insanlara dokunmayı, bilgi ve deneyim paylaşmayı seven bir iletişimci olarak tanımlıyorum. Aslında yaptığım bütün işler birbirini besliyor.
Bu yıl sunuculukta 25. yılımı kutluyorum. Televizyon ekranlarından uluslararası organizasyonlara, devlet protokolünden iş dünyasının önemli zirvelerine uzanan bir yolculuğum var. Gazetecilik bana araştırmayı, sorgulamayı ve doğru bilgiyi aktarmayı öğretti. Yazarlık ise düşüncelerimi daha derinlikli paylaşabildiğim bir alan.
Yaklaşık 15 yıldır wellness ve yoga alanında da çalışıyorum. Yoga eğitmenliği, nefes, meditasyon ve kişisel gelişim çalışmaları hayatımın önemli bir parçası. Bilimsel yaklaşımları önemsediğim kadar kadim öğretilerin bilgeliğinden de besleniyorum.
Bütün bu kimliklerimin ortak noktasının insanlara ilham vermek, farkındalık yaratmak ve hayatlarına değer katmak olduğunu düşünüyorum. Benim için başarı sadece görünür olmak değil, birilerinin hayatında olumlu bir iz bırakabilmek.
Bir otelin veya tatil deneyiminin gerçekten iyi yaşam odaklı olabilmesi için neler sunması gerekiyor?
Bence wellness, bir otelin spa menüsünde birkaç masaj seçeneği sunmasından çok daha fazlasını ifade ediyor. Gerçek bir iyi yaşam deneyimi, misafirin otele adım attığı andan ayrıldığı ana kadar hissettiği bütünsel bir yaklaşımla şekillenmeli.
Sağlıklı ve kişiselleştirilebilir beslenme seçenekleri, kaliteli uyku, hareket, yoga, nefes ve meditasyon programları, doğayla temas ve zihinsel dinlenme imkânları bu deneyimin temel parçaları.
Dünyanın farklı ülkelerinde pek çok otel ve resort ile wellness etkinlikleri gerçekleştirdim. Gözlemim şu: İnsanlar artık yalnızca konforlu bir odada kalmak veya güzel bir manzaraya uyanmak istemiyor. Tatilden bedensel ve zihinsel olarak yenilenmiş dönmek istiyor.
Benim için bir otelin gerçek lüksü, misafirine kendini iyi hissettirebilmesidir. Bazen bu, çok iyi tasarlanmış bir uyku deneyimi, bazen gün doğumunda yapılan yoga, bazen de doğanın içinde geçirilen sessiz bir saat olabilir.
Wellness, lüksün yeni tanımlarından biri hâline geliyor. Ancak bunun yalnızca yüksek bütçeli tesislere özgü olmaması gerektiğini düşünüyorum. İyi yaşamı erişilebilir kılmak, turizm sektörü açısından önemli bir fırsat.
Wellness turizmine yönelen misafirler nasıl bir deneyim arıyor? Bu beklentiler önümüzdeki yıllarda nasıl değişebilir?
Seyahat alışkanlıklarında önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Eskiden tatil denince daha çok dinlenmek, eğlenmek ve yeni yerler keşfetmek akla gelirdi. Şimdi insanlar seyahatlerinden kendileriyle ilgili yeni bir şey keşfederek dönmek de istiyor. Yoga kampları, meditasyon inzivaları, nefes çalışmaları, sağlıklı beslenme programları ve doğayla bütünleşen deneyimler bu nedenle ilgi görüyor.
Yıllardır Türkiye’de ve yurt dışında farklı lokasyonlarda yoga ve wellness etkinlikleri düzenliyorum. Katılımcıların yalnızca fiziksel olarak rahatlamak değil, günlük hayatın hızından uzaklaşmak, kendileriyle yeniden bağ kurmak ve anlamlı bir deneyim yaşamak istediklerini gözlemliyorum.
Özellikle dijital dünyada sürekli ulaşılabilir olduğumuz bu dönemde sessizlik, yavaşlamak ve gerçek insan ilişkileri çok daha kıymetli hâle geliyor.
Önümüzdeki yıllarda kişiye özel programların, uzun yaşam yani longevity odaklı uygulamaların, uyku kalitesini artıran deneyimlerin ve zihinsel iyi oluş çalışmalarının daha fazla öne çıkacağını düşünüyorum. Ayrıca misafirlerin tek seferlik bir deneyimden ziyade, tatil sonrasında da sürdürebilecekleri sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazanmak isteyeceğine inanıyorum.
Önümüzdeki yıllarda wellness ve turizmin kesişiminde hangi yaklaşımların öne çıkacağını düşünüyorsunuz?
Wellness turizminin geleceğinde kişiselleştirme, önleyici sağlık yaklaşımı, longevity ve bütünsel iyi yaşam deneyimlerinin daha güçlü bir yer edineceğini düşünüyorum.
Tek tip programlar yerine bireyin yaşına, yaşam tarzına, ihtiyaçlarına ve hedeflerine göre şekillenen deneyimler önem kazanıyor. Uyku kalitesi, stres yönetimi, sağlıklı yaş alma, hareket ve zihinsel dayanıklılık gibi konular turizm sektörünün gündeminde daha fazla yer bulacak.
Teknoloji ve bilimsel gelişmeler bu alanda yeni olanaklar sunarken doğaya dönüş, dijital detoks, mindfulness ve insanın kendisiyle bağlantısını güçlendiren kadim pratikler de değerini koruyacak.
Türkiye’nin bu alanda çok önemli bir potansiyeli olduğuna inanıyorum. Doğal güzelliklerimiz, termal kaynaklarımız, güçlü turizm altyapımız, sağlık turizmi deneyimimiz ve misafirperverlik kültürümüz büyük avantajlar sağlıyor. Doğru bir vizyonla Türkiye, yalnızca tatil ve sağlık hizmetleri için değil, bütünsel iyi yaşam deneyimleri için de uluslararası bir çekim merkezi olabilir.
Turizm profesyonellerine önerim, wellness’ı yalnızca yeni bir gelir kalemi olarak değil, misafir deneyiminin merkezine yerleştirilecek uzun vadeli bir yaklaşım olarak görmeleri.
Geleceğin turizminde en büyük lüksün yalnızca güzel bir yerde konaklamak değil; oradan daha iyi hissederek, daha bilinçli ve kendimize biraz daha yakınlaşmış olarak ayrılmak olacağına inanıyorum. Çünkü gerçek iyi yaşam, tatilde başlayıp günlük hayatımızda devam edebildiğinde anlam kazanıyor.
