Yüksek sezon hemen arkamızda, sonbaharın ılık telaşı da tam karşımızda duruyor. “Ne sezondu ama?!” diyebileceğimiz bir yaz mevsimini bitirdik. Yeni sayımızda “Turizmde Check-Up Zamanı” dosyasıyla, bu sezona birlikte bakalım istedik.
Türkiye’nin önemli turizm destinasyonlarının belediye başkanlarıyla kentlerin altyapı durumlarını, kapasitelerini ve hangi destinasyonun bu sene hangi sınavı verdiğini konuştuk. Herkes aynı sınavdan geçmedi elbette. “Aklın yolu bir” dedikleri kadar var, Muratpaşa, Marmaris ve Urla belediye başkanları turizmin geleceği ve gelişmesi konusunda aynı çizgide buluşuyor. Hepsi “nitelikli turist” hedefinde hemfikir.
Turizm sektörü sivil toplum kuruluşları açısından zengin, bu büyük bir şans. Bu sezonu bize ve okurlarımıza daha iyi kim anlatabilir? Belediye başkanları şehri anlatıyor, dernek başkanları işin mutfağını… Profesyonellerin referans kaynağı olarak ikisini bir araya getirdiğimizde tablo tamamlanıyor. POYD, ETİK ve KAPYAD başkanlarına sektörün zorlandığı noktaları ve sezon dalgalanmalarının sahadaki yansımalarını sorduk.
Doluluktan Değere: Başarının Yeni Tanımı
Değerlendirmeler ortak bir mesaj veriyor: Doluluk oranları tek başına bir başarı öyküsü yazmaya yetmiyor. Yıllardır dile getirilen bu yaklaşımın sahada tam karşılık bulması zaman alsa da, yerel yönetimlerden esnafa kadar tüm paydaşların hedefi artık aynı eksende, yani ‘değer yaratma’ noktasında buluşuyor.

Antalya Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal, kent turizminin merkezindeki ilçede başarıyı yalnızca doluluk oranlarıyla değil; hizmet kalitesi, ziyaretçi deneyimi ve kentin yeniden tercih edilme gücüyle ölçtüklerini vurguluyor. Sezonu değerlendiren Uysal; kent otellerinden Kaleiçi’ne, plajlardan yeme-içme alanlarına kadar yaşanan yoğun ilginin memnuniyet verici olduğunu ve hizmet kapasitesinin bu talebi büyük ölçüde karşıladığını ifade ediyor.

Marmaris Belediye Başkanı Acar Ünlü, “Turizm ekonomisini değerlendirirken bunu yalnızca otellerin doluluk oranlarıyla sınırlı görmek doğru olmaz” diyor; asıl ölçütün konaklama süresi, harcama düzeyi ve bu gelirin yerel ekonomiye yansıma biçimi olduğunu dile getiriyor. Muğla’ya gelen yabancı ziyaretçi sayısı geçen yılın ilk dönemine kıyasla yüzde 34 arttı; ama mayıs-haziran aylarındaki yavaşlama Ünlü’yü temkinli tutuyor: “Artık sadece ziyaretçi sayısına değil, turist profiline ve kişi başı harcamaya odaklanmamız gerekiyor.” Kruvaziyer turizmindeki ivmeye de dikkat çeken Ünlü, Marmaris Limanı’na gelen gemi sayısının 10’dan 20’ye, yolcu sayısının ise 15 binden 54 binin üzerine çıktığını belirtiyor. Bu kitleyi kent esnafıyla buluşturmak için çarşının üstünü açarak ferah ve modern bir ticaret alanı yarattıklarını söyleyen Ünlü, hedeflerinin harcama düzeyini yükseltmek olduğunu vurguluyor.

Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan, “Urla’da turizmi yalnızca ziyaretçi sayısının artışı üzerinden değerlendirmek doğru değil” diyor; ona göre asıl mesele, “Urla’ya gelen her ziyaretçinin bu kentin ekonomisine, üreticisine, esnafına, kültürüne ve yaşam kalitesine nasıl değer kattığı.” İlçenin gastronomi, bağcılık, zeytincilik, sanat ve kültür kimliği son yıllarda güçlü bir destinasyon değeri yarattı, doğru. Ama Balkan’ın peşinde olduğu “daha fazla turist” değil; üreticiden esnafa, konaklama sektöründen genç girişimcilere kadar “Urla’nın tamamına yayılan bir ekonomik ekosistem.”

Otel yönetimi tarafında da tablo benzer. POYD Başkanı Hakan Saatçioğlu‘na göre 2026, “doluluğu yönetmekten çok, kârlılığı ve verimliliği yönetmenin öne çıktığı bir sezon” oldu. Sorun artık “daha fazla misafir getirmek” değil; gelen misafirden sürdürülebilir bir değer çıkarabilmek. Saatçioğlu’nun ölçütü de buna göre şekilleniyor: doluluk ve turist sayısı değil, “kârlılık, çalışan memnuniyeti, verimlilik ve turist başına yaratılan değer.”

KAPYAD Başkanı Ömer Tosun ise meseleyi ülke ölçeğine taşıyor: Türkiye turizminin hedefi “yalnızca daha fazla turist ağırlamak değil; daha güçlü destinasyon markaları yaratmak, turizm gelirini ve kişi başı harcamayı artırmak” olmalı.
Zayıf Başlayan Sezon, Yazın Ortasında Toparlandı
İki bölgeden gelen değerlendirmeler aynı eğriyi çiziyor: zayıf başlayan bir ilk yarı, ardından yaz ortasında gelen toparlanma.

ETİK Başkanı Mehmet İşler bunu açıkça söylüyor: “Sezonun ilk yarısının beklediğimiz kadar güçlü geçmediğini, ancak Temmuz ayından itibaren ciddi bir toparlanma olduğunu söyleyebilirim.” Arkasında yapısal bir alışkanlık değişikliği de var ona göre: dünya genelinde erken rezervasyon yerini son dakika rezervasyonuna bırakıyor. “Ciddi sayıda kişi güncel siyasi, askeri, politik ve ekonomik gelişmeleri izleyerek artık rezervasyonunu tatilini yapacağı tarihlere yakın zamanlarda yapmayı tercih etmektedir.” İşler’in beklentisi net: ikinci yarı, ilk yarının kaybını epeyce kapatacak.
Kapadokya’da resim iki ayrı cepheden bozuldu. Ömer Tosun, 2026’da bölgenin hem “Türk lirasının değerli seyretmesi nedeniyle artan maliyetler ve zayıflayan fiyat rekabetçiliği” hem de “İran-İsrail savaşı ve Hürmüz Boğazı çevresinde devam eden jeopolitik belirsizlikler”le boğuştuğunu anlatıyor. Yılın ilk yarısı “beklentilerin oldukça altında” geçti. Ağustos itibarıyla toparlanma var; Tosun bunun Kasım ortasına kadar sürmesini ve ilk altı ayın kayıplarını en azından kısmen telafi etmesini umuyor.
Maliyet ve Kur Baskısı: Sektörün Ortak Sancısı
Maliyet ve kur baskısı, sektörü zorlayan faktörleri sorduğumuzda aldığımız ortak bir yanıttı. Acar Ünlü, Marmaris özelinde “sektörün en önemli sorunu”nu tarif ederken lafı dolandırmıyor: “Enerji, personel, gıda ve finansman giderleri işletmeler üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Bu nedenle ziyaretçi sayısındaki artışın aynı oranda gelir artışı anlamına geldiğini söylemek mümkün değil.”
Otelcilik cephesinden gelen tablo da farklı değil. Hakan Saatçioğlu’na göre personel ücretleri, lojman, servis ve yan haklardan oluşan istihdam maliyeti tek başına yeterince ağırken, enerji ve gıda giderlerindeki artış gelir yönetimini “her zamankinden daha kritik” hale getirdi. Oteller bir yandan fiyat rekabetini ve misafir beklentisini yönetiyor, diğer yandan hizmetten ödün vermeden maliyeti tutmaya çalışıyor. Bu kolay bir denge değil.
Saatçioğlu, asıl yükün “sezonluk istihdam modeli” ve nitelikli personel eksikliğinde düğümlendiğine dikkat çekiyor. Yiyecek-içecek, enerji ve özellikle su tüketimindeki verimliliğin operasyonel anlamda en büyük imtihan olduğunu belirten Saatçioğlu; kaynak yönetiminin artık hayati bir hal aldığını ekliyor.
Mehmet İşler meseleyi döviz kuru üzerinden okuyor. İşler’e göre Ege otelciliğinin en büyük imtihanı tam da burada: “Artan maliyetlere karşın baskılanan dövizle fiyat belirlemede veriyoruz. Dövizin maliyetler oranında değerlenmemesi, dünya ile rekabette gücümüzü sınırlıyor. Makul karlılık istersek fiyatlar yabancı turiste yüksek geliyor, minimum karlılıklar ise yenileme ve yatırım başta olmak üzere sürdürülebilirliğimizi tehdit ediyor.” Ömer Tosun, Kapadokya’da aynı resmi çiziyor: TL’nin değerli seyretmesi, bölgenin fiyat rekabetçiliğini zayıflatan başlıca etken. İki ismin talebi ortak: kur politikalarının ve maliyet baskısının yeniden masaya yatırılması.
12 Aya Yayılan Turizm: Festivalden Gastronomiye Yeni Rotalar
Yerel yöneticiler bildiğimiz şeyleri tekrarlamıyor, bu hedefleri hayata geçirmek bugünden yarına gerçekleşmiyor. Bu bir vizyon, bol tartışma, yineleme ve tarifleme işi. Sezonu 12 aya yaymak maalesef tek bir formülle de olmuyor. Herkes üzerine düşeni yapıyor.
Ümit Uysal için Muratpaşa’nın önceliği, turizmi 12 aya yayan nitelikli bir destinasyon yönetimi. Bu hedefin merkezine Kaleiçi’ni koyan Uysal; tarihi ve doğal dokuyu koruyarak temizlik, erişilebilirlik, yönlendirme ve güvenlik standartlarını sektörle birlikte yukarı taşıyacaklarını ifade ediyor.
Acar Ünlü için de bu hedef bir takvime dönüşmüş durumda. Marmaris’te kültür ve spor turizmini stratejik alan olarak gördüklerini belirtiyor. Ünlü, “Yelken yarışları başta olmak üzere ulusal ve uluslararası spor organizasyonları, yaz sezonu dışında da Marmaris’e ziyaretçi kazandırıyor. Aynı şekilde kültür-sanat etkinlikleri, gastronomi organizasyonları ve doğa sporlarını bahar, sonbahar ve kış aylarına yayarak otellerin, restoranların ve esnafın daha uzun süre faaliyet göstermesini hedefliyoruz. Deniz Ürünleri Festivali, Latin Fest, Yeni Yıl Festivali, L’Etape Bisiklet Yarışı gibi uluslararası büyük organizasyonlarla Marmaris’in her ayına canlılık katıyoruz” diyor. Her bir organizasyon için büyük emekler harcanıyor, her bir fikir ise sadece bu hedef doğrultusunda atılan bir adım.
Selçuk Balkan aynı hedefi Urla’nın butik ve yavaş turizm kimliğine bağlıyor. “Urla’nın butik ve yavaş turizm karakterini korumak, bizim açımızdan büyümenin önünde bir engel değil; tam tersine büyümenin temel koşulu” diyor. Bunun için taşıma kapasitesi, altyapı, doğal kaynaklar ve kamusal alanların birlikte planlanması gerektiğini vurguluyor. Öncelikleri arasında turizmi yılın tamamına yaymak ve “gastronomi, bağ rotaları, zeytin kültürü, sanat, doğa ve kırsal yaşam gibi Urla’nın farklı değerlerini birbirine bağlamak” var. Hedefini tek cümlede topluyor: “Urla’yı tüketilen bir destinasyon değil, yaşayan ve üreten bir destinasyon olarak geleceğe taşımak.”
Ömer Tosun için 2026’nın en büyük dersi çeşitlendirme. “Kültür, gastronomi, sağlık ve esenlik, doğa, spor, sanat ve nitelikli deneyim turizmi gibi alanlarda ürünümüzü zenginleştirmek hem sezonu uzatmak hem de farklı pazarlara ulaşabilmek açısından artık çok daha kritik” diyor. Kapadokya için önümüzdeki dönemin dört kelimesi belli: markalaşma, çeşitlendirme, nitelik, sürdürülebilir değer.
Rekabetin Yeni Denklemi: Markan Konuşuyor
Günün sonunda çeşitlendirme kadar kritik bir diğer başlık var: Kalite güvencesi ve marka gücü. Antalya Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal, ilçede hayata geçirdikleri Gold Town Sertifika Programı’nın bu yoldaki en somut adımlardan biri olduğunu söylüyor. Programın gastronomi işletmelerinde gıda güvenliğini, küçük otel ve butik konaklama tesislerinde ise ölçülebilir hizmet kalitesini bağımsız denetimle yaygınlaştırdığını belirten Uysal, temel hedefi şu sözlerle özetliyor: “Amacımız kaliteyi belgelendirerek işletmelerimizi iç ve dış turizm pazarında daha görünür kılmak; ziyaretçi memnuniyetini, rekabet gücünü ve kent içi turizmin payını artırmak.”
KAPYAD Başkanı Ömer Tosun’a göre ise markalaşmak bir tercih ya da vitrin süsü değil, doğrudan bir zorunluluk. Tosun, marka gücünün kriz anlarındaki koruyucu kalkan rolünü şu sözlerle aktarıyor: “Türkiye’nin, destinasyonlarımızın ve tek tek turizm işletmelerimizin marka gücü arttıkça krizlere karşı dayanıklılığımızın da arttığını görüyoruz. Güçlü markalar yalnızca iyi dönemlerde daha yüksek değer yaratmıyor; zor dönemlerde de talebi, fiyat seviyesini ve uluslararası görünürlüğü koruyabiliyor.”
Yerel Yönetimlerin Yükü ve 2027’ye Bakış
Altyapı yükü de yerel yönetimler cephesinde sık tekrarlanan bir başlıktı. Ümit Uysal, Muratpaşa’nın gündemindeki sorunları sıralıyor: ulaşım, otopark yoğunluğu, hizmet standartlarının bütüncül biçimde yükseltilmesi.
Acar Ünlü konuyu rakamlara döküyor. Ünlü, “Marmaris’in yaz nüfusu 500 bin ile 1 milyon arasında değişiyor; belediye ise 100 binin altındaki yerleşik nüfusa göre kaynak alıyor. Yılın büyük bölümünde nüfusun 5 katına hizmet etmek zorunda kalıyoruz” diyor. Çözümün turizm kentlerinin gerçek nüfus ve hizmet yükünü dikkate alan adil bir kaynak paylaşımından geçtiğini belirten Ünlü, yaz aylarındaki fiili nüfusun tespitinde baz istasyonu verileri, uydu görüntüleri ve su tüketiminin somut birer gösterge olarak kullanılabileceğini ifade ediyor.
2027 beklentilerinde de sektör temsilcileri aynı noktalara parmak basıyor. Mehmet İşler’e göre turizm, kendi inisiyatifi dışında gelişen küresel ve bölgesel olumsuzluklardan ilk ve en çok etkilenen sektör. Türkiye’nin 2030 yılı için koyduğu 100 milyon ziyaretçi ve 100 milyar dolar gelir hedefini hatırlatan İşler; bu iddialı rotada kayıp yaşamamak adına 2027’ye girerken öngörülebilir bir ekonomik ortamın ve finansmana kolay erişimin altını çiziyor.
Ömer Tosun da benzer bir noktaya varıyor. 2027’de Türkiye turizminin rekabet gücünü koruması için makroekonomik koşulların, özellikle de kur politikasının yeniden ele alınması gerektiğini dile getiriyor.
Zorlu başlayıp güçlü bir toparlanmayla geride kalan 2026 sezonu, kamu ve özel sektörü ortak bir gelecekte buluşturdu. Sektörün tüm bileşenleri artık maliyet-kur dengesini gözeten, adil kaynak paylaşımına dayanan, markalaşmayı merkeze alan ve turizmi 12 aya yayan sürdürülebilir bir model etrafında kenetleniyor.
Bu yazı, GM Turizm ve Yönetim Dergisi’nin 172. sayısında yer almaktadır.
Dijital dergiyi okumak için tıklayın.
