SÜRDÜRÜLEBİLİR TURİZM ARAŞTIRMACISI MUSTAFA F. ÜSTÜNSÖZ | COP31 ANTALYA: 2 MİLYAR DOLARLIK FIRSAT BİR PİYANGO DEĞİL, STRATEJİK BİR EV ÖDEVİDİR

Bir sürdürülebilir turizm araştırmacısı olarak bu zirveleri
yalnızca diplomatik buluşmalar değil, aynı zamanda turizmin geleceğini
belirleyen kritik dönemeçler olarak görüyorum. İklim diplomasisinin temelini
oluşturan UNFCCC (BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi) ve onun en üst karar
organı olan COP (Taraflar Konferansı), bugün artık konaklama sektöründen
destinasyon yönetimine kadar her alanı doğrudan etkileyen yasal bir çerçeve
sunmaktadır. Kyoto Protokolü (CMP) ve Paris Anlaşması (CMA) mekanizmalarının
işletildiği bu süreçte, 2025 yılında Brezilya’nın Belém kentinde gerçekleşen
COP30, iklim krizinin fiziksel etkilerinin bizzat deneyimlendiği bir
"Uygulama COP'u" olarak tarihe geçmiştir. Şimdi ise gözler, bu
küresel mücadelenin en stratejik ayağına; 2026’da ülkemizin turizm başkenti
Antalya’da düzenlenecek olan COP31’e çevrilmiştir. Bu makale, COP31’in
Antalya’da nasıl stratejik bir dönüşüm fırsatı sunduğunu diplomatik, ekonomik
ve turizm-merkezli yönetişim açısından analiz etmektedir.
"Uygulama Çağı" ve Turizmde Şeffaflık Dönemi COP31 üzerine yürüttüğüm araştırmalar, bu zirvenin diplomatik bir toplantıdan ziyade "Uygulama Çağı"nın (Implementation Era) başlangıcı olacağını göstermektedir. Ülkelerin 2035 hedeflerini (NDCs 3.0) sunacağı bu zirve, turizm sektörü için "yeşil aklama" (greenwashing) devrinin kapandığı anlamına gelmektedir. Artık şirketlerin karbon ayak izlerini tahmini verilerle değil, doğrulanabilir dijital izleme sistemleriyle kanıtlaması gerekecektir. Bu yeni dönemde, Türkiye ve Avustralya’nın ortaklaşa yürüteceği yenilikçi yönetişim modeli sürecin en dikkat çeken unsurlarından biri olacaktır. Türkiye, lojistik ve "Eylem Gündemi"nden sorumlu ev sahibi olarak öne çıkarken; Avustralya (Müzakere Başkanı Chris Bowen liderliğinde) Pasifik ülkelerinin varoluşsal tehditlerini vurgulayan bir müzakere sürecini yürütecektir.
Antalya Vizyonu: Sıfır Atık ve Ekonomik Dönüşüm Antalya'nın ev sahibi olması tesadüf değildir; çünkü Akdeniz havzası küresel ortalamadan %20 daha hızlı ısınmakta ve turizm sektörü ciddi bir iklim riskiyle karşı karşıyadır. Araştırmamda vurguladığım üzere, Sayın Emine Erdoğan’ın himayesindeki "Sıfır Atık" vizyonunun zirvenin merkezine yerleştirilmesi, Türkiye’nin döngüsel ekonomi modelini küresel bir çözüm olarak sunma niyetini taşımaktadır. Ekonomik açıdan bakıldığında ise, yaklaşık 2 milyar dolarlık döviz girdisi ve 100’e yakın devlet başkanı dahil olmak üzere 100.000’e varan katılımcı öngörüsü, Antalya'nın G20 tecrübesini aşan tarihi bir fırsata işaret etmektedir.
COP31, Akdeniz turizminin iklim krizine karşı
dayanıklılığının test edileceği devasa bir laboratuvar olacaktır. Bu makale,
zirvenin sadece diplomatik bir başarı değil; Antalya sokaklarına çekilecek
ilginin, düşük karbonlu turizm altyapısına ve kalıcı bir ulusal dönüşüme nasıl
evrileceğini araştırma bulguları ışığında analiz etmektedir.
Fiziksel Dayanıklılık ve Diplomatik Fay Hatları: Antalya
Nerede Duruyor?
Saha verileri ve kurumsal raporlar üzerinden yaptığım
analizler, bir COP zirvesinin başarısının sadece masadaki kararlara değil, o
masanın kurulduğu şehrin fiziksel ve yönetimsel performansına da bağlı olduğunu
göstermektedir. Bu bağlamda Antalya (COP31), selefi Belém (COP30) ve Bakü’den
(COP29) devraldığı mirası hem lojistik hem de diplomatik açıdan yeniden
şekillendirmek zorundadır.
Altyapı Sınavı: EXPO 2016’nın Yeniden Doğuşu ve Kalıcı Miras
Fırsatı Zirveler, binlerce delegenin eş zamanlı müzakere yürüttüğü devasa
organizasyonlardır. Belém’de (COP30) yaşanan lojistik aksaklıklar ve altyapı
yetersizlikleri, ev sahibi şehirlerin fiziksel kapasitesinin önemini bir kez
daha kanıtlamıştır. Bu noktada Antalya, sadece mevcut turizm gücüyle değil,
aynı zamanda elindeki devasa potansiyeli harekete geçirme kabiliyetiyle de öne
çıkmaktadır.
Karşılaştığım en heyecan verici bulgulardan biri, EXPO 2016
alanının COP31 vesilesiyle geçireceği büyük dönüşümdür. 2016 yılındaki
uluslararası etkinlikten bu yana geniş çaplı kullanılmayan bu devasa kompleks,
COP31 sayesinde bir "soru işareti" olmaktan çıkıp, şehrin en büyük
"stratejik kazanımına" dönüşecektir. Zirve, bu alanın modern
teknolojiyle donatılması, güvenlik altyapısının yenilenmesi ve kapasitesinin
100.000 katılımcıyı ağırlayacak seviyeye çıkarılması için tarihi bir kaldıraç
görevi görecektir. Bu süreç, EXPO alanını yalnızca 12 günlük bir toplantı
merkezi olmaktan çıkararak Antalya’ya uzun yıllar hizmet edecek, afetlere
dirençli ve sürdürülebilir bir ‘İklim ve Kongre Vadisi’ne dönüştürme fırsatı
sunmaktadır. 2025’te 17 milyon ziyaretçi ağırlayan turizmin başkenti, bu
operasyonel "yeniden uyanış" ile küresel etkinlik yönetiminde rüştünü
bir kez daha ispatlayacaktır.
Diplomatik "Aykırılıklar" ve Kriz Yönetimi
Araştırmalarım, son dönem zirvelerinin diplomatik nezaketi zorlayan sansasyonel
olaylara sahne olduğunu göstermektedir. Bakü’de (COP29) ev sahibi Cumhurbaşkanı
Aliyev’in fosil yakıtları "Tanrı’nın bir hediyesi" olarak
nitelendirmesi ve Suudi Arabistan’ın müzakere metinlerinden fosil yakıt
taahhütlerini sistematik olarak çıkarma girişimi, sürece olan güveni
zedelemiştir. Daha da ötesi, ABD’nin COP30’u boykot ederek 1992’den beri ilk
kez resmi heyet göndermemesi küresel iklim diplomasisinde derin bir çatlak
oluşturmuştur.
Diplomatik İnovasyon: Kıtaları Birleştiren
Türkiye-Avustralya İş Birliği COP31, sadece tartışılan konularla değil,
yönetişim modeliyle de iklim diplomasisi tarihinde bir ilke imza atmaya
hazırlanmaktadır. WEOG (Batı Avrupa ve Diğerleri Grubu) içerisindeki adaylık
süreci, diplomatik bir rekabetten ziyade, iki güçlü aktörün yeteneklerini
birleştirdiği benzersiz bir "Güç Birliği" (Alliance of Strengths)
modeline dönüşmüştür.
Bu yenilikçi yapıda Türkiye, fiziksel ev sahibi ve COP31
Başkanı olarak operasyonel liderliği ve "Eylem Gündemi"ni (Action
Agenda) üstlenirken; Avustralya, Müzakere Başkanı (Chris Bowen) rolüyle
diplomatik süreçlere liderlik edecektir. Bu hibrit yapı, Pasifik'in varoluşsal
tehditleri ile Akdeniz'in çözüm odaklı vizyonunu aynı masada buluşturan tarihi
bir fırsattır.
Gündemin Zenginleşmesi: "Sıfır Atık" ve Turizm ile Çözüm Odaklı Yaklaşım Bazı çevrelerde dile getirilen "fosil yakıtların geri planda kalacağı" endişelerinin aksine, araştırmalarım Türkiye’nin önceliklendirdiği "Sıfır Atık" ve "Sürdürülebilir Turizm" başlıklarının, iklim mücadelesini soyut tartışmalardan somut uygulamalara taşıdığını göstermektedir. Bu yaklaşım bir "ihmal" değil, aksine **"bütüncül bir strateji"**dir. Emisyon azaltımının yalnızca enerji sektörüyle sınırlanamayacağı açıktır. Türkiye’nin bu yaklaşımı, karbon ayak izinin yoğun olduğu turizm ve atık yönetimi gibi sektörlerde dönüşümün nasıl sağlanacağına dair gerçekçi yol haritaları sunmaktadır. Dolayısıyla Antalya Zirvesi, sorunu tanımlayan değil, sektörel çözümleri ve döngüsel ekonomiyi merkeze alan, veriye dayalı ve kapsayıcı bir "Çözüm Zirvesi" olma potansiyeli taşımaktadır.
Bir Etkinlikten Fazlası: Antalya İçin Tarihi Eşik ve Gelecek
Manifestosu
Antalya'nın COP31 ev sahipliğini sadece başarılı bir
"etkinlik yönetimi" olarak değil, şehrin küresel bir
"sürdürülebilir destinasyon modeline" dönüşmesi için tarihi bir milat
olarak değerlendiriyorum. Bu zirve, Akdeniz havzasındaki bir başka öncü
metropolün yıllar önce başlattığı ve kentsel dönüşümde dünya lideri olmasını
sağlayan o vizyonu, Antalya’nın kendi topraklarında yeşertmesi için eşsiz bir
fırsattır.
Eğer Antalya, bu zirveyi sadece lojistik bir operasyon
olarak değil, doğru bir "destinasyon yönetimi" kurgusuyla ele alırsa,
dünyaya şu dört güçlü mesajları verebilir:
1. "Sürdürülebilirlik Bir Pazarlama Aracı Değil, Bir
Operasyon Standardıdır" Akdeniz'in o ilham veren şehirleri, turizmi
kentsel yaşamla entegre ederek "yeşil aklama" (greenwashing)
tuzağından, veriye dayalı yönetime geçmeyi başarmıştır. Antalya için de COP31,
"Uygulama Çağı" (Implementation Era) ruhuna uygun olarak, soyut
vaatlerin yerini ölçülebilir sonuçlara bıraktığı bir dönem olmalıdır. Şehir
yöneticilerine ve sektöre samimi mesajımız şudur: COP31 sırasında sadece Antalya
Expo Center'ın (EXPO 2016) sürdürülebilir olması yetmez; otellerden toplu
taşımaya kadar tüm ekosistemin denetlenebilir, şeffaf ve dijital
sürdürülebilirlik kanıtları sunması gerekir.
2. "Turizm Ekonomisi, Düşük Karbonlu Altyapının
Finansmanıdır" Zirvenin şehre kazandırması beklenen 2 milyar dolarlık
döviz girdisi, sadece geçici bir ekonomik canlanma olarak görülmemelidir. Öncü
Akdeniz modellerinde görüldüğü gibi, bu sermaye şehrin iklim krizine karşı
dayanıklılığını artıracak "afet dirençli altyapıya"
dönüştürülmelidir. Antalya, Kasım ayında sezonu uzatırken, bu kazancı kentsel
ısı adası etkisini azaltacak yeşil koridorlara ve akıllı su yönetim
sistemlerine yatırarak geleceğini finanse etmelidir.
3. "Sıfır Atık: Bir Yaşam Biçimi ve Kentsel Marka
Kimliği" Türkiye'nin "Sıfır Atık" vizyonu, zirve alanındaki çöp
kutularının ayrıştırılmasından çok daha fazlasıdır; bu, kentsel bir kalkınma
modelidir. Antalya; atık kaynaklı emisyonları azaltarak, eko-tasarım ve geri
dönüşüm gibi döngüsel ekonomi politikalarını şehir geneline yaymalı ve iklim
değişikliğiyle mücadelede "pragmatik ve gerçekçi" bir Türk modeli
sunduğunu kanıtlamalıdır.
4. "Akdeniz'in Kırılganlığına Karşı Birleşik Kentsel
Savunma" Akdeniz havzası küresel ortalamadan %20 daha hızlı ısınmakta;
ciddi su stresi ve biyolojik çeşitlilik kaybıyla yüzleşmektedir. Antalya, bu
zirveyi bir kaldıraç olarak kullanarak kentsel planlamasını iklim odaklı
yeniden kurgulamalıdır. Buradaki temel olumlama şudur: Başarılı bir ev
sahipliği, Antalya'ya "Akdeniz'in Koruyucusu" unvanını
kazandırabilir. Ancak bu, sadece salonlardaki imzalarla değil, deniz koruma
alanlarının güçlendirilmesi ve doğa odaklı turizme tam geçişle mümkündür.
Son Söz: Lojistik Başarı mı, Kalıcı Miras mı? Araştırmamın
özeti şudur: Antalya, COP31 ile sadece dünyanın en büyük diplomatik zirvesine
ev sahipliği yapmıyor; aynı zamanda "Akdeniz'in Sürdürülebilir Gelecek
Laboratuvarı" olma rütbesini test ediyor. Hazırlıkların yalnızca lojistik
ve protokol çerçevesinde kalması halinde bu, tarihi bir fırsatın heba edilmesi
anlamına gelecektir. Ancak hazırlıklar şehrin dokusuna işlenmiş düşük karbonlu
bir turizm altyapısına dönüşürse, Antalya ismini gıptayla andığımız o öncü
şehirlerle aynı ligde, hatta onların ötesinde bir lider olarak tarihe
geçecektir.

