NEVZAT ÇELEBİ: OTELCİLİKTE BAŞLANGIÇ, KIRILMA VE BİTİŞ NOKTALARI

Türkiye’de otelcilik sektörü, çoğu zaman bir hayalin
cazibesine kapılarak başlar.
Bir patron, bir yatırımcı ya da bir girişimci; deniz
kenarında yükselen bir bina, dağ yamacında parlayan bir tesis ya da şehir
merkezinde ışıldayan bir kule hayal eder.
Fakat otelcilik, yalnızca hayalin değil, hayali taşıyacak
sistemin, insanın ve disiplinin işidir.
İşte bu yüzden başlangıç noktası, kırılma noktası ve bitiş
noktasını anlamak, sektörü sahici bir gözle okumak için şarttır.
Başlangıç Noktası: Hayalin Bedeli
Hızlı kararlar: Türkiye’de otel yatırımları çoğu zaman
fizibilite yerine hissiyatla alınır.
Bu bölgede turist çok, otel yapalım cümlesi, milyonlarca
liralık sermayenin kaderini belirler.
Eksik planlama: Mimari, güvenlik, enerji verimliliği ve
sürdürülebilirlik çoğu zaman ikinci plana atılır.
Yatırımcı, binayı bitirmenin işletmeyi başlatmak için
yeterli olduğunu sanır.
Gerçek eksikliği: Oysa otel, yalnızca bir bina değil; insan,
sistem, sermaye ve kültürün birleşimidir.
Kırılma Noktası: İşletme Gerçeği
Operasyonel körlük: Açılış sonrası patron, otel çalışıyor
diye düşünür.
Fakat otelin nasıl çalıştığı, hangi departmanın hangi
maliyeti doğurduğu, hangi misafir segmentinin kârlı olduğu çoğu zaman
bilinmez.
Kalite ve standartlar: Misafir deneyimi, yalnızca şık
mobilya ya da geniş lobiyle sağlanmaz. Standartlar, eğitimli personel, doğru
süreçler ve ölçümleme ile oluşur.
Türkiye’de birçok tesis, bu noktada tökezler.
Sürdürülebilirlik krizi: Enerji verimliliği, su yönetimi,
atık kontrolü gibi konular sonradan bakarız diye ertelenir.
Oysa ertelenen her konu, işletmenin geleceğini kemiren bir
maliyet unsurudur.
Düşük Karlılık: Görünmeyen Çıkmaz
Yanlış hesap: Patron, doluluk oranını başarı sayar.
Oysa doluluk, kârlılığın garantisi değildir.
Yanlış fiyatlama, yüksek maliyetler ve kontrolsüz giderler,
dolu odaları zarara dönüştürür.
Sektörü tanımayan patronlar: Otelcilik, arsa var, bina var,
misafir gelir mantığıyla yürütülemez. Bu sektör, misafir psikolojisini,
operasyonel matematiği ve finansal disiplini bilmeyen patronları hızla
cezalandırır.
Gerçek bilgelik: Otelcilikte kâr, yalnızca oda satışıyla
değil; doğru segment, doğru hizmet, doğru maliyet yönetimiyle
doğar.
Bitiş Noktası: İflasın Sessizliği
Yavaş çöküş: İflas, bir anda gelmez.
Önce kalite düşer, sonra personel motivasyonu kaybolur,
ardından misafir şikayetleri artar. Sonunda otel, tabelası ışık saçsa da ruhunu
kaybeder.
Patronun yalnızlığı: Sektörü tanımayan patron, sonunda
yalnız kalır.
Çünkü otelcilik, yalnızca sermaye değil; bilgi, tecrübe ve
sahici bir misafir anlayışı ister.
Otel, yalnızca duvarlardan değil; insanlardan, süreçlerden
ve değerlerden oluşur.
Bunlar yoksa bina, misafirsiz bir gölgeye
dönüşür.
Sahada ki Gerçekler
Hayal, otelin ruhunu besler; ama karar, otelin ömrünü
belirler.
Doluluk oranı, kârlılığın değil; yalnızca kalabalığın
göstergesidir.
Standart, misafirin gözüne görünmeyen ama kalbine dokunan
disiplindir.
Sürdürülebilirlik, yalnızca çevreye değil; işletmenin
geleceğine yapılan yatırımdır.
Otelcilik, sermayenin değil; bilginin, tecrübenin ve insanın
sanatıdır.
İflas, tabelanın ışığının sönmesi değil; misafirin oteli
kalbinden silmesidir.
Antalya Ve İstanbul'u Baz Alarak Konu İle İlgili Somut Vakalara Bakacak Olursak
Türkiye otelcilik sektörünün görünmeyen gerçeklerini en iyi
anlatan örnekler, sahadan gelen vakalardır.
Antalya ve İstanbul, bu konuda adeta birer laboratuvar gibi
görülebilir.
Hızla açılan, büyük umutlarla başlayan ama birkaç yıl içinde
kapanan tesisler, sektörün kırılma noktalarını çıplak gözle gösterir durumda.
Antalya’dan Vakalar
Hızlı Açılış, Hızlı Çöküş: Antalya’da sahil şeridinde bir
otel, yatırımcısının yüksek sezonda doluluk garantisi hayaliyle hızla inşa
edildi.
Açılışta büyük reklam kampanyaları yapıldı, fakat personel
eğitimi ve operasyonel süreçler göz ardı edildi.
İlk iki yıl doluluk yüksek olsa da, misafir memnuniyeti
hızla düştü.
Şikayetler arttı, kalite algısı zedelendi.
Üçüncü yılın sonunda tesis, borç yükü ve itibar kaybı
nedeniyle kapandı.
Yanlış Segment Seçimi: Bir başka örnekte, yatırımcı lüks
segmentte otel açtı.
Fakat bölgenin turist profili orta gelirliydi.
Yanlış fiyatlama ve yanlış hedef kitle, oteli kısa sürede
finansal çıkmaza soktu.
Tesis, birkaç yıl içinde el değiştirdi ve farklı bir
konsepte dönüştü.
İstanbul’dan Vakalar
Şehir Otelciliğinde Yanılgı: İstanbul’da merkezi bir
lokasyonda açılan bir otel, iş turizmi hedefiyle yola çıktı.
Ancak yatırımcı, kongre ve toplantı altyapısını kurmadan
yalnızca oda satışına odaklandı.
İş dünyası oteli tercih etmedi, misafir profili
beklentilerin dışında kaldı.
Doluluk oranı yüksek görünse de kârlılık sağlanamadı.
İki yıl içinde otel, borçlarını çeviremedi ve
kapandı.
Markasız Yatırımın Bedeli: İstanbul’da bir başka tesis,
uluslararası zincirlerle rekabet edebilmek için yüksek yatırım yaptı; fakat
marka gücü olmadan pazarda tutunamadı.
Tanıtım eksikliği, yanlış pazarlama ve yüksek işletme
maliyetleri, oteli birkaç yıl içinde iflasa sürükledi.
Bu Vakaların Ortak Mesajı
Hız, kaliteyi ikame edemez.
Doluluk, kârlılık değildir.
Yanlış segment, doğru yatırımı bile batırır.
Marka ve standartlar, sürdürülebilirliğin
omurgasıdır.
Antalya ve İstanbul’daki bu vakalar, otelcilikte hayalin tek başına yeterli olmadığını kanıtlıyor.
Hayal, başlangıç için yakıt olabilir; ama sürdürülebilirlik,
bilgi, tecrübe, doğru segment seçimi ve disiplinli finans yönetimi olmadan
hiçbir tesis uzun ömürlü olamaz.
Otelcilik, yalnızca bina dikmek değil; misafirin kalbine
dokunan bir hizmet sistemi kurmaktır.
Bu yazı, sahadan gelen tecrübelerin, yılların biriktirdiği bilgi birikimi ve deneyim ile sektörün görünmeyen gerçeklerinin bir yansımasıdır.
Türkiye’de otelcilik, hâlâ hayallerle başlıyor.
Ama unutmamak ve atlamamak gerekir ki; hayali yaşatacak
olan, yalnızca doğru kararlar, doğru sistem ve doğru insanlardır.

