Ana pazarlarımız için sürekli bir çalışma hâlindeyiz. Yıllardır sadık bir müşteri kitlesi, repeat yani sürekli gelen misafirler, belirli ülkelerin fiyat ve memnuniyet sebebiyle Türkiye’yi tercih etme olasılığının yüksek oluşu vb. Ancak artık fiyat rekabeti var; bazı ülkelerde turizm atılımları ve ciddi projeler gerçekleştiriliyor. Yolcu ve konaklama kapasitemizi sürekli artırma peşindeyiz. Peki bu, gelecekte gelmesi öngörülen misafir için alınmış bir söz veya garanti var mıdır? Elbette yok. Turizm ürünü zaten başlı başına bir hayal ile el değiştirir. Yani satıcısı, sezonda gelecek misafirin bırakacağı katma değerin hayalini kurar; hizmeti satın alan taraf da şezlongda uzanmanın hayaliyle o günü bekler.
Buraya kadar olan kısım klasik kitle turizmi; yüz binlerce insanın yıllardır Türkiye’ye tatil amaçlı geliş hikâyesi… Her sene fiyat ve kontenjan savaşları ile başlar ve biter, sonrasında final rakamlara ve diğer sezona odaklanılır. Aslında yağmur zaten yağıyor; savaş veya güvenlikle ilgili problemler olmadığı sürece turist yağmuru altındayız, sürekli bir rezervasyon hâli var. Ama bunun da bir son noktası olacak; gerileme, kalıcı veya geçici olarak bizi bekliyor. Her çıkışın bir inişi vardır. Bu aşamada pazarlama için ne yapmamız gerekir?
Konuyu farklı bir bakış açısıyla, sürekli gelen turist üzerinden yapılacak teşvikler ve insan kaynaklarına bağlı yeni faaliyetlerle ele alıyor ve bazı görüşlerimi sıralamak istiyorum:
- Teşvik sistemi olarak: Ardışık yıllarda farklı amaçlarla gelen turist için teşvik düşünülebilir. Örneğin; geçtiğimiz yıl Antalya’da resort turizmine katılmış olan aileler/kişiler için, ertesi yıllarda katılacakları kültür turları kapsamında devletin verebileceği teşvikler. Bunun operatöre yansıtılarak ayrı bir kalem olarak pazarlama unsuru hâline getirilmesi durumunda tercih, Türkiye’ye yönlendirilebilir. Resort turizminin olağan ürün yapısını, kültür turizmi gibi katma değeri daha yüksek bir alanla devam ettirmek… Genele yayılmış bir teşvik sistemi yerine, sektör kırılımı bazlı bir yaklaşımın daha olumlu olacağını düşünüyorum.
- Türkiye’yi pazarlayacak sistemin yurt dışında dolaylı olarak kurulması: Yurt dışında yeni açılan acente veya tur operatörlerine neden doğrudan destek olunmasın? İlk dönemlerindeki Türkiye outgoingleri teşvik kapsamına alınırsa, mevcut ana pazarların pazarlanmasındaki zorluk, pazarda yer arayan satıcı açısından azaltılmış olur.
- Yetişmiş insan kaynağı: Nedenleri onlarca, yüzlerce sayfaya sığmayacak şekilde sektörden uzaklaşmıştır. Sezonluk anlayışın sürmesi, yapılan işe kıyasla diğer sektörlere göre ücretlerin düşük kalması, duayen veya lider yöneticiler yerine günü kurtarmaya yönelik seçimler yapılması, insanları sektörden uzaklaştırdı. Bu kişilerin sektöre geri kazandırılması en zor kısımdır. Ancak ana pazar pazarlamasını düşünüyorsak, bunu nitelikli insan kaynağı olmadan gerçekleştiremeyiz. Konaklama tesisinden acentelere kadar ana pazarları yıldızlaştıralım, belirli garantilerle ilerlensin. Ana pazarların yoğun olduğu tesis ve acentelerde çalışan insan kaynağı kendini güvende hissederse, sonucun pozitif olması kaçınılmazdır. Sektöre küsmüş kişilerin geri kazanıldığı bir ortamda, Ağustos ayı geldiğinde Kasım ayındaki akıbeti düşünmek yerine, bir sonraki sezonun nasıl daha iyi pazarlanacağına odaklanılacaktır.
Ana pazarlar dediğimiz yapı, ülkemizin hizmet ihracatı içinde, turizm sektörü bazında çok önemli bir paya sahiptir. Kısa bir yazı veya fikir sunumlarıyla geliştirilmesi elbette mümkün değildir. Bu yazı ile katkı sunulmaya çalışılmıştır. Ancak asıl konu, katma değerli turizm faaliyetlerine, yani turizmin daha yüksek getiri sağlayabilecek alanlarına ne kadar hazır olduğumuzdur.
Aslında her pazar, ana pazar kadar değerli ve önemlidir. Milyonlar yerine on binlerce misafirle de aynı katma değerin sağlanabileceği turizm alanları vardır. Ana pazarların pazarlama süreçlerini doğru şekilde oturttuğumuzda, katma değeri çok daha yüksek olan pazarlarda daha büyük başarılara imza atabileceğimiz kanaatindeyim.
Erman Kayar | Turizm Sektörü Profesyoneli
