Turizm sektöründe yıllardır alıştığımız bir anlayış var: İşveren seçer, yönetici karar verir, çalışan ise kendisine sunulan şartları değerlendirir. Oysa çalışma hayatı değişiyor. İnsanların işten beklentileri değişiyor, iyi çalışanı bulmak kadar elde tutmak da zorlaşıyor. Bu nedenle artık yönetici kavramını da yeniden düşünmemiz gerekiyor.
Bugünün çalışanı yalnızca maaşa bakmıyor. Kendisini nasıl bir yöneticinin yöneteceğini, nasıl bir çalışma ortamında bulunacağını, emeğinin görülüp görülmeyeceğini ve kendisine ne katılacağını da sorguluyor. Bu aslında sektörümüz için çok değerli bir değişim. Çünkü çalışanların beklentilerinin yükselmesi, işletmelerin de kendilerini geliştirmesine vesile oluyor.
Bence artık iş görüşmeleri tek taraflı olmamalı. İşveren adayını değerlendirirken, aday da işvereni ve yöneticisini değerlendirebilmeli. “Sizi neden işe alalım?” sorusunun yanında, “Siz neden bizimle çalışmak istersiniz?” sorusunu da konuşabilmeliyiz. Hatta bir gün adayın, görüşmenin sonunda “Ben neden sizinle çalışmalıyım?” diye sormasını son derece doğal karşılamalıyız.
Bu, yöneticiyi değersizleştirmek değil; yöneticiliği daha değerli hale getirmektir.
Çünkü gerçek yöneticilik, makamdan çok sorumluluktur. Bir kartvizitte “Genel Müdür” yazması kişiyi iyi yönetici yapmaz. İyi yönetici; ekibinin sadece işini değil, gelişimini de düşünen, başarıyı paylaşan, hata olduğunda suçlu aramak yerine çözüm arayan, çalışanının fikrine değer veren ve gerektiğinde ekibinin önünde değil, yanında durabilen kişidir.
Turizm insanla yapılan bir iş. Misafirin yüzündeki memnuniyeti de, çalışanının yüzündeki motivasyonu da aynı sistemin bir parçası olarak görmek zorundayız. Çalışan kendisini değerli hissediyorsa bunu misafire yansıtır. Kendisine güveniliyorsa sorumluluk almaktan çekinmez. Gelişebileceğine inanıyorsa işletmeye daha uzun vadeli bakar.
Bu nedenle geleceğin turizm işletmeleri sadece “iyi çalışanı nasıl bulurum?” sorusuna değil, “İyi çalışan neden bizimle çalışmak istesin?” sorusuna da cevap vermek zorunda.
Belki de artık patronların ve yöneticilerin çalışanlardan beklentileri kadar, çalışanların da yöneticilerden beklentilerini konuşmalıyız. Bunu bir çatışma olarak değil, sağlıklı bir çalışma hayatının doğal sonucu olarak görmeliyiz.
Çünkü iyi çalışan, iyi yöneticiyle çalışmak ister. İyi yönetici de iyi çalışanla çalışmak ister. Asıl hedef, bir tarafın diğerini seçmesi değil; iki tarafın da birbirini tercih ettiği bir çalışma kültürü oluşturmak olmalı.
Turizmde geleceğin en güçlü işletmeleri, yalnızca en iyi tesislere veya en güzel lokasyonlara sahip olanlar olmayacak. İnsanına değer veren, yöneticiliği makamdan çıkarıp liderliğe dönüştüren ve çalışanına “Sen bizim için değerlisin” diyebilen işletmeler fark yaratacak.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:
“Biz çalışanlarımızdan neden bizi tercih etmelerini bekliyoruz da, onların bizi neden tercih etmesi gerektiğini yeterince anlatmıyoruz?”
Bence turizmde asıl değişim, bu soruyu sormaya başladığımız gün başlayacak.
Çünkü iyi bir iş yeri, sadece çalışan arayan yer değildir.
İyi bir iş yeri, iyi insanların çalışmak istediği yerdir.
