Hadimü’l-Haremeyn Anlayışı ve Osmanlı Mirası
Ersoy, Osmanlı sultanlarının Haremeyn’e bağlılığının yalnızca siyasi bir unvanla sınırlı olmadığını belirterek, “Hadimü’l-Haremeyn” unvanının derin bir hizmet ve edep anlayışını temsil ettiğini ifade etti. Osmanlı’nın, Mekke ve Medine’ye hizmet etmeyi hükümdarlıktan üstün tuttuğunu vurguladı.
Bu anlayışın yalnızca hizmetle sınırlı kalmadığını belirten Ersoy, hac yolculuklarının güvenliği, Kâbe’nin bakımı, örtülerin yenilenmesi ve gönderilen hediyelerle bu bağlılığın kurumsal bir yapıya dönüştüğünü dile getirdi.
Sanata Yansıyan Manevi Bağ
Osmanlı sultanlarının kutsal topraklara duyduğu hasretin sanat eserlerine de yansıdığını belirten Ersoy, Kâbe tasvirlerinin kitaplarda, çinilerde ve tablolarda yer aldığını ifade etti. Ayrıca Kâbe’nin birebir maketlerinin hazırlanarak örtülerle birlikte sergilenmesinin, bu manevi bağın güçlü bir göstergesi olduğunu söyledi.
57 Eserle Kadim Hafıza Yeniden Hatırlatılıyor
Sergide yer alan eserlerin yalnızca tarihi objeler olmadığını vurgulayan Ersoy, bu emanetlerin kuşaktan kuşağa aktarılan ortak bir manevi hafızanın taşıyıcıları olduğunu belirtti. Osmanlı döneminde kutsal emanetlerin sadece saraylarda değil, selâtin camileri ve türbelerde de halkla buluşturulduğunu ifade etti.
57 eserin yanı sıra temsili Kâbe canlandırmasına da yer verilen serginin, geçmişle bağ kurma ve kültürel değerleri yeniden hatırlama açısından önemli bir fırsat sunduğu belirtildi.
“Bizim Olanı Geri Getirene Kadar Mücadelemiz Sürecek”
Kültür varlığı kaçakçılığına karşı yürütülen çalışmaların kararlılıkla sürdüğünü belirten Ersoy, “Tarihi eser kaçakçılığına karşı oluşturduğumuz güçlü uluslararası iş birliği ağı sayesinde önemli sonuçlar elde ediyoruz. Varisi olduğumuz her bir eseri ait olduğu topraklara kazandırana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

