Calista Luxury Resort Genel Müdürü Ali Kızıldağ, 2026 sezonunun ilk yarısını değerlendirerek jeopolitik gelişmeler, yüksek enflasyon, döviz kurundaki sınırlı artış ve yenileme yatırımlarında yaşanan finansman sorunu hakkındaki görüşlerini GM Dergisi ile paylaştı.
2026 sezonunun ilk yarısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Özellikle son üç yıldır turizm sektörü sürekli mücadele hâlinde. İçinde bulunduğumuz jeopolitik ortamda savaşlar, gerilimler ve farklı krizler hareket kabiliyetimizi kısıtlıyor. Buna rağmen sektörün krizlere karşı geliştirdiği güçlü refleksler sayesinde doluluk ve ciro üretmeye devam ediyoruz.
Ancak son üç yılda döviz kurundaki sınırlı artış ile enflasyondaki yüksek yükselişin oluşturduğu baskı artık katlanılması zor bir noktaya geldi. Otellerimizi dolduruyor ve misafirlerimize hizmet veriyoruz fakat tesislerin yıpranma ve amortisman maliyetlerini karşılayacak, yenileme yatırımlarını finanse edecek kaynağı üretmekte zorlanıyoruz.
Bu durum yalnızca işletmeler açısından değil, milli servetin korunması açısından da önemli değil mi?
Kesinlikle. Bu kısır döngü yaklaşık üç yıldır devam ediyor. Sektör, güçlü ve dinamik özel yapısı sayesinde ayakta kalmayı ve rakip destinasyonlarla rekabet etmeyi sürdürüyor. Turizm Bakanlığı, kamu yönetimi ve Antalya’daki kurumlar da sektörle ortak akıl içinde hareket ederek destek sağlamaya çalışıyor.
Fakat bu sürecin ne kadar sürdürülebilir olduğu önemli. Enflasyonist baskının ve kurdaki düşük performansın ne kadar devam edeceğini bilmiyoruz. Önümüzdeki dönemde en büyük riskin, otellerin yenilenmesi ve çağın gerekliliklerine uyum sağlaması için ihtiyaç duyulan finansmana erişim olacağını düşünüyorum.
Bu konuda bankaların veya kamunun sektöre yönelik bir çözüm geliştirmesi gerekiyor. Turizm artık Türkiye için vazgeçilmez ve milli bir mesele hâline geldi. Bu nedenle sektörün sahiplenilmesi ve buna uygun adımlar atılması büyük önem taşıyor.
2026 yılı için beklentileriniz nelerdir?
Hem otellerimizin hem de Türkiye turizminin yolcu ve gelir hedeflerine ulaşabileceğini düşünüyorum. Haziran ayına kadar zorlu bir süreç yaşadık. Ancak barışa yönelik mesajlar ve savaşan ülkelerde oluşan yorgunluğun yeni çatışmaları sınırlayabileceği beklentisi turizme olumlu yansıyabilir.
Pandemi sonrasında insanların hayatın ve zamanın değerini daha fazla fark ettiğini gördük. Tatil ve seyahat artık vazgeçilmez ihtiyaçlardan biri olarak görülüyor. Benzer bir psikolojinin savaşların ardından da ortaya çıkacağını ve seyahat talebinin devam edeceğini düşünüyorum.
Bununla birlikte ekonomik koşulların dünyayla rekabet edebilecek seviyeye gelmesi gerekiyor. Özellikle turistlerin otel dışına çıktıklarında karşılaştıkları yüksek fiyatlar Türkiye açısından olumsuz bir tablo oluşturuyor. Enflasyonun kontrol altına alınması ve döviz kurunun daha dengeli bir seviyeye gelmesi sektörün rekabet gücünü destekleyecektir.
