Sistemde bugün yeterince görmediğimiz çok daha derin bir sorun sessizce yaklaşıyor.
Bu, sadece sezonluk bir daralma değil. Kimsenin yeterince konuşmadığı jenerasyon değişimi ve sistem revizyonu meselesi.
Yaklaşık 5 yıl içinde bu fark çok daha belirgin hale gelecek. Eğer bugünden tüm sistemi yeniden ele almaz ve önümüzdeki 10 yılı planlayan yeni bir turizm aklı geliştirmezsek, mevcut sorunlarımızın üzerine eklenecek yeni bir kırılmayı kısa vadeli hamlelerle yönetemeyiz.
Çünkü biz çoğu zaman anı kurtarmaya odaklanırken, sistemin içinde büyüyen diğer sorunları görmekte geç kalıyoruz.
Asıl mesele şu:
Bizim nesil artık yaşlanıyor. Bunu sadece fark etmek değil, kabullenmek zorundayız.
Yıllarca çalıştığını düşündüğümüz turizm ezberleri, yeni jenerasyon için aynı karşılığı üretmiyor. Bizim doğru bildiğimiz tatil anlayışı, bugünün genç insanının beklentisiyle birebir örtüşmüyor.
Üstelik bugün genç jenerasyonun üzerinde alım gücü baskısı, işsizlik kaygısı, yaşam maliyetleri ve daha bireysel bir hayat anlayışı çok daha belirleyici hale gelmiş durumda.
Bu yüzden OECD verilerini, evlenme yaşını, çocuk sahibi olma yaşını, çalışma biçimlerini, gelir algısını ve seyahat alışkanlıklarını çok daha ciddi analiz etmemiz gerekiyor.
Bu nesil daha mobil, daha özgürlükçü ve daha sorgulayıcı. Nereye gittiğine, ne hissettiğine, parasının karşılığında sadece hizmet değil anlam da alıp almadığına bakıyor.
Bileğine bir bant takıp bütün gününü aynı alanın içinde geçirmek istemiyor. Denizi sadece otelin penceresinden görmek istemiyor. Sahili sadece yüksek fiyatlı işletmelerin arkasından izlemek istemiyor. Gittiği yerin gerçek hayatına dokunmak istiyor.
İşte burada en kritik nokta başlıyor:
Gelen misafiri halkla, şehirle, sokakla ve yerel yaşamla buluşturmak zorundayız.
Çünkü turizm artık sadece otele giren misafirden ibaret değil. Turizm, misafirin otelden çıktığında ne gördüğü, kiminle temas ettiği, nerede yürüdüğü, nerede oturduğu ve o destinasyondan hangi duyguyla ayrıldığıyla ilgili.
Bir turist geldiği yerde sadece bina, yüksek fiyat ve kapalı sistem görüyorsa, oraya bağ kurmaz.
Ama yerel hayatı hissediyorsa, sahilde yürüyebiliyorsa, makul fiyatlı bir kafede oturabiliyorsa, festivallere katılabiliyorsa, etkinlikleri hissedebiliyorsa, esnafla, şehirle ve halkla doğal bir temas kurabiliyorsa ve kendini o şehirde özgür hissedebiliyorsa işte o destinasyon onun hafızasında kalır.
Bunu son 5 yıldır Asya’da çok net görüyoruz.
Asya’nın bugün yükselmesinin önemli nedenlerinden biri de bu değişimi doğru okuması. Özellikle Tayland ve Vietnam, misafiri tesislerin içine hapsetmeden; sokakla, yerel kültürle, gastronomiyle, etkinliklerle ve günlük hayatın doğal akışıyla buluşturmayı başarıyor. Biri turizmi değer, sürdürülebilirlik ve yerel yaşam üzerinden yeniden konumlandırırken; diğeri şehir yaşamı, sokak kültürü, yerel mutfak ve ulaşılabilir sosyal alanlarla yeni nesil turistin aradığı özgürlük ve yerel yaşam hissini güçlendiriyor.
Burada mesele bu ülkeleri birebir kopyalamak değil.
Mesele, onların doğru okuduğu değişimi bizim de doğru okumamız ve bunu kendi kültürümüzle, yerel yaşamımızla harmanlamamız.
Bizim de artık aynı cesaretle bakmamız gerekiyor.
Sahilleri, şehirleri, kamusal alanları, yerel esnafı, festivalleri, etkinlikleri ve misafirin gerçek hayatla temas ettiği bütün noktaları yeniden planlamalıyız.
Halkla, esnafla, kültürle, festivallerle, etkinliklerle ve gerçek yaşamla buluşamayan bir turizm modeli, yeni jenerasyon için yeterli olmayacak.
Asıl tehlike de burada başlıyor.
Çünkü turizm tek bir misafir tipinden oluşmaz. Aileler, gençler, çiftler, bireysel gezginler, kültür turistleri, şehir gezginleri, resort misafirleri ve farklı beklentilere sahip tüm kitleler bu yapının parçasıdır.
Biz mevcut sorunları çözmeye çalışırken, yeni jenerasyonun değişen tatil anlayışı da sistemin üzerine sessizce yeni bir baskı ekliyor.
Bunu bugünden görmezsek, birkaç yıl sonra sadece bugünkü sorunları değil, daha büyük bir turizm kırılmasını konuşuyor olacağız.
5 yıl önce bugünkü tablo için önlem alınması gerektiğini söyleyenleri yeterince duymadık. Sonra da aynı sorunların büyümüş haliyle karşı karşıya kalınca çözüm üretmek yerine bahaneler ürettik. Çünkü sorumluluk almadık.
Şimdi aynı hatayı tekrar yapma lüksümüz yok. 5 yıl sonra aynı filmi yeniden izlememek için, bugünden turizmi çok yönlü ve cesurca yeniden düşünmek zorundayız.
Biz bu dönüşümü ne kadar erken anlarsak, turizmin geleceğini de o kadar doğru kurarız.
