Maaşlı Patron….
Avrupa’nın köklü otel gruplarında yönetim kurulu masasına oturun, bakın kimi görüyorsunuz.
Patron orada. Aile orada. Yılların emeği, tesisin her taşındaki ter, o masada temsil ediliyor. Oy hakları var, fikirleri dinleniyor, stratejik kararlarda sesleri çıkıyor. Kimse onları susturamaz, susturmamalı da.
Ama masanın başında oturan onlardan biri değil. Maaşla çalışan bir profesyonel.
Bu sektörde ömrünü vermiş, rakamları okuyan, duygusallıkla değil veriyle karar veren, bağımsız biri. Patron o koltuğa oturmuyor.
Çünkü o koltuk için başka bir şey gerekiyor, mesafe.
Kendi kurduğun şeye mesafeyle bakabilmek, dünyanın en zor işlerinden biridir. Şimdi biraz duralım ve gerçeği konuşalım.
Patron duygusal bağı olan biridir. Bu güçtür ama aynı zamanda kör noktadır. Kendi yetiştirdiği adamı nesnel değerlendiremez.
Kendi aşçısına hayır diyemez. Kendi koyduğu kuralın yanlış olduğunu kabul edemez. Çünkü her karar aynı zamanda kendini sorgulamak demektir.
Ve insan kendini sorgulamaktan kaçar, bu evrensel bir gerçek.
Profesyonel yönetim kurulu başkanı bu duvarı yıkar.
Bu neyi çözer.?
Nepotizmi çözer. Patronun yeğeni, komşusunun oğlu, eski okul arkadaşı artık liyakatsiz pozisyonlara otomatik olarak gelemiyor.
Çünkü o kararı verecek mekanizma kişisel ilişkiden değil, kurumsal kriterden besleniyor. Kısa vadeciliği çözer. Patron bu yıl kâr etmek ister, bu anlaşılır bir refleks. Ama profesyonel yönetim beş yıl, on yıl düşünür.
Bugünkü indirim kararı yarının marka değerini nasıl etkiler, bu soruyu duygusallıktan arınmış bir kafa sorar.
Hesap verebilirliği çözer. Genel müdür artık patronun o günkü keyfine değil, ölçülebilir kriterlere karşı sorumludur. Başarı subjektif olmaktan çıkar, objektif hale gelir. Bu hem genel müdürü korur hem oteli.
Çalışan bağlılığını çözer. Patron resepsiyona inip genel müdürü atlayarak garsonla konuşmadığında, o otelde hiyerarşi çalışır. Hiyerarşi çalışınca insan kalır. İnsan kalınca standart oturur.
Misafir deneyimini çözer. Yönetim istikrarlı olduğunda operasyon istikrarlı olur. Operasyon istikrarlı olduğunda misafir ne bulacağını bilir. Ne bulacağını bilen misafir geri döner.
Türkiye turizmi rakamlarla büyüdü, bu gerçek. 65 milyar dolar gelir, 64 milyon turist, dünyada dördüncü sıra. Alkışlanacak bir başarı. Ama şunu da sormak gerekiyor, bu büyüme yönetim kalitesiyle mi geldi, yoksa coğrafyanın ve fiyatın çekimiyle mi. İkisi çok farklı şeyler.
Coğrafya bir gün yetmez. Fiyat bir gün tükenir. Geriye yönetim kalır, ya da kalmaz.
Patron bu sektörün en değerli varlığıdır. Cesareti, vizyonu, riski göze alması olmasa o otel zaten var olmaz. Bunu kimse tartışmıyor.
Ama aynı patron koltuğu bırakmayı da bilirse, işi bilene gerçek yetki verirse, kendini denetleyici mekanizmada konumlandırırsa, o zaman kurduğu şey bir tesis olmaktan çıkar, bir kurum haline gelir.
Doğru yöneticiyi işe alırsanız onu yönetmenize gerek yoktur. Yanlış yöneticiyi alırsanız zaten onu yönetemezsiniz.
