Son günlerde gerek yerli ve yabancı basında gerekse sosyal medyada üst üste duymaya başladığımız “Önümüzdeki beş yıl içinde otellerin neredeyse yarısının kapanacağı” konusundaki paylaşımların, neredeyse pandemiden itibaren sık sık dile getirdiğimiz kaçınılmaz sonun habercisi olmaya başladığını üzülerek izliyoruz.
“Turizm zor bir dönemden geçiyor.”
Bu cümleyi son on yıldır duymadığımız gün yok. Döviz kuru, savaşlar, pandemiler, enflasyon… Liste uzayıp gidiyor.
Ancak tüm bu başlıklar, asıl meseleyi gizleyen konforlu bahaneler hâline geldi.
Eğer bu kaçınılmaz son bu süre içerisinde gerçekleşmeye başlarsa, bugüne kadar her fırsatta gündeme getirdiğimiz krizin nedenlerinin sanılanın aksine sadece ekonomik kriz olmadığını; asıl meselenin, dünyanın turizmdeki tüketim gerçeğini hâlâ görmek istemeyen bir turizm üst aklıyla karşı karşıya kalmamızla ilişkili olduğunu tarihe not düşmek istiyorum.
Çünkü bugün turizmde yaşanan sorunun geçici değil, yapısal olduğunu kavramaktan yoksun bir üst akıl ve hatalar zincirinin yarattığı yatırımcı profilinin, kontrol altına alınamamış kişisel fantezilerle (“çok ülke gezdim, çok otelde kaldım, ben de bilirim”) yönetme isteğinin sistemi kaçınılmaz bir yıkıma doğru evrilen bir yola getirdiği unutulmamalıdır.
Ve şunu açıkça söylemek gerekiyor ki;
“Önümüzdeki beş yıl içinde otellerin neredeyse yarısı kapanabilir” söylemleri, kapanacak olanların kötü tesisler olduğu anlamına gelmez. Gelinen noktada değişen tercihleri göz ardı edip artık yanlış müşteri için tasarlanmış olduklarını anlamamakta ısrar etmelerinden kaynaklanmış olacağını tespit etmek gerekmektedir.
Eğer geldiğimiz bu noktada tüketimin haritası değişmiş ve siz hâlâ yerinizde sayıyor iseniz, kötü son ile yüzleşmeniz kaçınılmazdır.
Bugün dünyadaki toplam tüketimin yarısından fazlası, en çok kazanan yüzde 10’luk kesim tarafından yapılıyor. Global ekonomik krizin yarattığı sonuçlar nedeniyle turizmde bu oranın daha da sert işlediğini görüyoruz.
En çok harcayan, en uzun kalan, en sadık olan, en çok deneyim satın alan kesim ne yazık ki bu küçük ama güçlü gruptan oluşuyor.
Peki sektör ne yapıyor?
Hâlâ orta segmentin varlığını sürdürdüğünü sanıyor, “herkese hitap eden” oteller inşa ediyor, “doluluk” uğruna fiyat kırıyor.
Yatırımcı; orta segmentin hızla eridiğini, alt segmentin daha ucuz alternatiflere kaydığını, üst segmentin ise çok daha seçici davrandığını tespit edememiş, başını kuma gömmüş bir görüntü vermeye devam ediyor. Bu durum yaşanan gerçeği ortaya sermektedir.
Arada kalan otellerin ise kimseye tam hitap edemeden ayakta kalmaya çalışan bir görüntü vermeye devam etmesi, “çaresizlik sendromu” yaşadıklarını gösteriyor.
Bugünün yüksek harcama yapan misafiri oda büyüklüğüyle, açık büfe sayısıyla ya da yıldızla ilgilenmiyor.
Ona artık metrekare satmak yetmiyor.
Onun sorduğu soru şu:
“Ben burada ne yaşadım?”
Deneyim sunmayan, hikâyesi olmayan, duygusal bağ kurmayan tesisler ne kadar yeni, ne kadar pahalı olursa olsun değersizleşiyor.
Lüks mermer değildir.
Lüks kalabalık hiç değildir.
Lüks; kişiselleştirme, sessizlik, seçicilik ve anlamdır.
Bunu anlayamayan her işletmenin, fiyat yükselterek değil, müşteri kaybederek yoluna devam etmesinin kaçınılmaz olacağı bir gerçektir.
Bugün turizmin asıl krizi kasada değil, bakış açısındadır ve sorunun ekonomik kriz değil, zihinsel kriz olduğunu tespit etmemiz doğru bir yaklaşım olacaktır.
Geldiğimiz bu noktada “Peki kimler ayakta kalacak?” sorusuna;
- Net bir hedef müşteri tanımı olanlar,
- Az ama doğru misafirle çalışanlar,
- Deneyim, gastronomi, sağlık, kültür gibi alanlarda uzmanlaşanlar,
- Kendini “otel” değil, yaşam tarzı markası olarak konumlayanlar
diye cevaplayabilirim.
Diğerleri ise kapanacaklar; kapanmasalar bile oyunun dışında kalacaklar.
Otellerin yarısının kapanması bir felaket değil; gecikmiş bir ayıklama süreci olacaktır. Kazananların daha çok kazandığı, kararsız kalanların yok olacağı bir gelecek bekliyor bizi.
Artık bu noktadan sonra turizm büyümeyecek ama ayrışacaktır.
Asıl soru şu olacaktır:
“Ben hangi yüzde 10 için varım ve onlara gerçekten ne sunuyorum?”
Üzülerek ifade ediyorum ki; bu soruya net cevabı olmayan her tesis için gelecek, bugünden daha zor olacaktır.
Son Söz
“Herkese hitap etmeye çalışan, kimseye ait olamıyor” özdeyişinden hareketle aslında otellerin yarısı batmayacak; dünya değişirken yerinde sayanlar, artık var olmayan bir müşteri için yaşamaya devam ettikleri için oyun dışında kalacaklardır.
